Invent

Abim


Üsküdara giden bir vapurun köpükleri, babasının kucağında boğum boğum kollarıyla martılara ilk kez simit atan çocuk, 1.44’lük disketlere sığan dünyanın en keyifli saatleri, arka odada Japon menşeili bir teypten çalınan Kayahan şarkıları, uzakları gören yüksek bir balkonun köşesine keyfimin kahyası gibi kurulmuş divanda rüzgarlı sohbetlere tını olan Chris Isaak, her başım sıkıştığında yanında bittiğim, üstelik benim gibi gözlüklü birinin olmasının dayanılmaz hafifliği, sensiz olmanın dayanılmaz ağırlığı.

Ne divanda ne koltukta oturamıyorum o kadar uzun süre. Tıpkı çocukken olduğu gibi yerimde duramıyorum anlayacağın. Ancak yandaki koltukta sen olduğunda uzardı o süreler. Zamana küskünlüğüm bile seninle ilgili galiba. Çitanın peşine düştüğü ceylan gibi delicesine koşturuyorum o günden beri. Hayat pekte karşı durmuyor hani. Gidişattan memnun demek ki. Senin gittiğin 40 lılardayım artık. Herkes her şey değişti biliyor musun? Ben, sanki tüm yaşanmışlıkları bırakıp bir Ege kasabasına yerleşmişim. Biri uzaklardan gelen yabancı diye yaftalamış, hayal ettiği hikayemi bir başkasına anlatmış. Bir pansiyonum var. Tıpkı Hüseyin Demir gibi. Gitgide, farkında bile olmadan benzemişim buralara. Ellerime karşı kaldırımdaki simit fırınının kokusu, zihnime; yatağıma uzandığımda yarı açık pencereden sızan sokakların uğultusu sinmiş. Yeni insanlar ziyaret eder olmuş gönlümün oturma odalarını. Onlar yüzünden alışkanlıklar edinmişim. Dönüp sisli dağların ardında kalana bakmaya çalıştığımda anlıyorum: değişmişim. Sadece İçerenköy’den Göztepe’ye taşındım oysa. Değişmem sanıyordum. Büyümem. Çünkü hep sen vardın. Benden büyüktün ve öyle kalacaktın. Yaş almakla sorunum yok. Ama büyümekten hoşlanmadım. Zaman gölgeliyor eskide olanları. Sararmış resimlerde kalan bakışlarımız, hislerimiz artık yüzüne bile bakmadığımız fotoğraf albümlerinde ömür boyu hapis. Şimdi yüzünde beliren gölgelerin sebebini daha iyi anladığımı düşünüyorum. Belki kızıyorsundur bana: çocukları pek gördüğüm yok. Aslına bakarsan kimseyi görmüyorum. Beni en iyi bilen adam gidince daha da yabanileştim sanırım. Geçen yıllar içinde sana danışmak istediğim, ah abim burada olsaydı dediğim öyle çok an oldu ki. Bir şekilde yanımdasın diye düşünüyorum. Çünkü her şey yolunda gidiyor. Gitmekten keyif aldığım bir işim var. Evlendim Yeliz’le. Sırf bu sebepten evcilleştim sanıyorlar biliyor musun: çok gülüyorum. Gezmeye verdim kendimi. Bilmediğim bir dilin konuşulduğu yerleri seviyorum. Her gittiğim şehirde insanları seyredecek bir meydan buluyorum kendime. Bir süre oturuyorum. Dünyanın düşündüğümüzden daha büyük sırlarla gizli olduğunu hatırlatıyor bana. Sakinliyorum.

Artık her yerde kahve dükkanları var. Yaşlı yaşlı insanlar senin öldüğün yaşa kadar adını bile duymadıkları mocha diye bir şey içmek için sıra bekliyorlar. Çeşit çeşit teknoloji türedi. Kendine tamir edecek, kurcalayacak onca şey bulurdun eminim. Konuşacak bir sürü yeni zamazingo var etrafta. Birlikte çok eğlenebilirdik. Apple’lar uçtu. Bu yazıyı yazdığım makinayı görmen lazım. Kağıt gibi bir ekrandan ibaret. Play Station 4. nesil konsolunu çıkardı. Grafikleri görsen bayılırdın. Kendi paramla aldım 🙂 PS3’ümü tüm oyunlarıyla birlikte Göktuğ’a verdim. Yeni bir tane alabilirdim. Ama almadım. Senin gibi hissetmek için. Zaman hislerimizin bir kısmını alıp götürüyor. Olsun, kendine has tüttürdüğün sigaranın dumanı, külü ciğerimin orta yerinde hep duruyor.

Bir Ağustos ayının sonlarıydı, dedi annem. Tarihi hatırlamıyorum. Hatırlamak istemiyorumdur belki de. Bir telefon konuşması hariç kimseye demedim derdimi. Bilirsin dert benim en eski sırdaşım. Tıpkı senin gibi. Abim! Canım abim, çok özledim be. 


Bir cevap yazın

Visit also our social profiles:

Scroll to top