Invent

Eskiden, ufakken falan


Sofular, Conan ve Sezen Aksu

Sezen Aksu’nun eski şarkılarını özellikle Git albümünü dinlediğimde aklıma hep Conan geliyor. Evet bayağı şu Kimeryalı devden bahsediyorum. Garip gibi gözükebilir. Ama değil. Eskiden kalma bir alışkanlık diyelim. Bir zamanlar vaktimin çoğunu geçirdiğim bir evden aklıma pelesenk olmuş bir mevzu. Sofularda bir sokak. Çocukluğumun en güzel hikayelerinin bir kısmının yazıldığı bu sokakta sıcacık kokusu burnumda bir evden bahsediyorum.

Tek çocuğum ben. Tek çocuk olmak bir başkadır. Kardeş sıcaklığını bilemez ya tek çocuklar hani. Aynanın ters yüzündeyiz işte bizde. Yalnızlığı sırtlanır her tek çocuk. Her zaman anneye babaya sığınamazsın arkadaş. Bir kendin vardır. Birde ben. Hepi topu sen işte. Hem annem hem babam işe gitmek zorundaydı. Babam Cerrahpaşa’da eczacı annem Kuledibinde bankacı. Evimiz Fatih Çarşamba’da. Ben yaramazmı yaramaz. Hani her ailede ailenin diğer bireylerinin hikayelerini anlattıkları çocuk varya: o benim işte. Büyük teyzem çok sonra büyüyünce demiştiki: oğlum ben senin yüzünden neler çektim bilemezsin. Şu kadınların günleri olur ya hani: teyzemi davet etmeden önce benim onda kalıp kalmadığımı sorarlarmış. Ondaysam, kusura bakma deyip davet etmezlermiş. Yuh demiştim içimden. Ne kadar yaramaz olabilirdim ki?

Teyzem yan apartmanda yaşardı. Ama ben halamda kalmayı daha çok severdim zaten. Sofulardaki o ev halamın eviydi. Hepsi benden büyük 3 kız bir erkek çocuk. Birde ben. Kendi halinde bir yalnızlıktı benimki. Kalabalıklar içinde yapayalnız bir çocuk. Halamı annemden babamdan daha çok görüyordum desem yeridir. Babam Cerrahpaşa’dan dönerken alırdı beni. Yürürdük biz hep. Babam hep yürürdü. Şimdide yürüyorum ben. İnsanlar şaşırıyor. Sen neden araba almıyorsun diyorlar. Babamın’da yoktu ne varki?

Sokak kalabalık. Şimdikiler gibi değil. Gerçek sokaklardan bahsediyorum. Düzensiz yapışık evler. Ara sokakları, apartman boşluklarını ve kestirmeleri bilirseniz, birazda gözüpekseniz:  Fatih’te normal yoldan çok daha uzun sürede ulaşabileceğiniz bir yere hızlıca ulaşmanın yolları vardır. Bir sürü arkadaş, domates, külah ve hatta taş savaşları, yılan, kızkaçıran, yoğurtçu çıngırağı, yukarı mahallenin çocukları, aşağı mahalledeki kız, zile basıp kaçmalar, sofular hamamının üstüne tırmanmalar uzarda gider. Sokak çocuğuydum ben. O sokağın çocuğuydum. Tabi çizgi romanlarım bittiyse. Çünkü en büyük zevkimdi onlar benim. Özelliklede Conan. Halamın Sofulardaki evinde Conan okurdum durmadan. Ve fonda hep benden büyük kuzenlerimin markası japonca bişi olan bir teypten sürekli dinledikleri Sezen Aksu olurdu. Defalarca okurdum aynı çizgi romanı. Bir kere yetmezdi. Defalarca dinlerdim Sezen Aksu’yu. Sonra halam bana makarna yapardı. Bazende ekmek arası helva yerdim bakkaldan. Babam hep yürürdü çünkü.

Hala da yürüyor. Ben Sofulara bayağıdır gidemedim. Halam orada oturmuyor. Arada ekmek arası helva yiyorum. Ama kendi evimde. Karşımdaki kütüphanede çizgi romanlarım duruyor. Conan’da var içinde elbette. Ve şu an Ah Mazi çalıyor. 

Çok özlüyorum o çocuğu

Öyle işte karışık biraz…

 


Devamını Okuyun...


Öylesine güzeldi ki yalnızlığım (Nice yıllara)

Güpgüneş bir öğleden sonra ve Kadıköy Altıyol’da bir durak. Zamanın başlangıcı kadar uzak. Küçükken sevmeye başladım ben seni. Henüz aklım taşımıyordu, büyümenin getirdiği ağırlıkları. Bu sebeple, sebepsizdi…

Devamını Okuyun...


Volkan Demirel büyük harflerle yazılmıyorken…

Pek futbol delisi sayılmam. Hatta ailede en az futbolla ilgili adam benim diyebiliriz. Babadan kalma bir renk sevdasıydı benimkisi. Eskiden sadece büyük maçları seyredip diğer maçların özetlerini seyrederek ligi geçiştiren biriydim ben. Oysa ailenin geri kalanı benim gibi değildi. tek çocuk olduğum için kardeşim saydığım kuzenlerimin tamamı futbol hastasıydı. Durmaksızın oynar, durmaksızın takip eder, maç kaçırmazlardı.

Devamını Okuyun...


Switch Club İstanbul (It’s all about music)

 Ali adında bir arkadaşım var. Esas mesleği Diş Hekimliği (Aman diyeyim dişçi dediğinizde bu insanlar kızıyor.) Ama biz onu genelde gecenin ilerleyen saatlerinde DJ olarak kullanmayı tercih ediyoruz. Bu Ali aynı zamanda benim kan bağım olmayan kardeşim Ve elektronik müzikle ilgili en çok paylaşımda bulunduğum canım arkadaşım. Müzik, ben ve Ali birlikte çok vakit geçirdik. Birlikte partiler organize ettik çaldık eğlendik. Çok sevdiğimiz devamlı kapısını aşındırdığımız mekanlar oldu. Bu yazı bu mekanlardan en çok sevdiğimizle ilgili.

Devamını Okuyun...


ROM

 

Çizgi roman sever misiniz? Ben bayılırım. Türkiye’de Teksas, Conan, Zagor, Kaptan Swing ve daha birçokları ile büyüyen bir nesil olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben öyleydim. Ufakken iki şeye yatırım yapıyordum zaten:  coca cola ve çizgi roman. O kadar çok çizgi romanım vardı ki orta son sınıf bittikten sonra Kadıköy yakasındaki yeni evimize taşınma sürecinde annemin zoruyla ve gözyaşlarım eşliğinde koli koli atmak yada birilerine vermek zorunda kalmıştık. Bütün dünya başıma yıkılmıştı tüm varlığımı kaybediyorum diye düşünmüştüm. Şimdi düşününce bu kadar koliyi yanımızda götüremeyiz bahanesi benim çizgi romanlara olan düşkünlüğüme dair alınan bir önlemmiş meğer.

Genelde herkesin okuduğu belli çizgi romanlar vardı. Ama ben hepsini okumalıydım. Ve birgün Marvel Comics karşıma uzay şövalyelerini çıkardı. ROM o günden sonra en favori bilim kurgu çizgi romanım olacaktı. Çizgi roman dünyasının efsane adamı Stan Lee (Stanley Martin Lieber) tarafından tasarlanan bu çizgi roman Bill Mantlo tarafından yazılmış ve büyük kısmı Sal Buscema tarafından çizilmiştir. Bir rivayete göre ki böyle bir oyuncak olduğuna göre pekte mantıksız sayılmaz şu an adı Hasbro olan oyuncak şirketinin yarattığı Space-Knight ROM oyuncağından esinlenerek karakter şekillendirilmiş. Aslında dönemi gözönünde bulundurduğunuzda ROM’un dünyada olan bitenlerle paralellik gösteren bir çizgi roman olduğunu düşünebilirsiniz. Ne de olsa o zamanlar uzay projeleri gündemin en önemli maddeleriydi.

Devamını Okuyun...


Yaşamak; Fakat zevk alarak

 

Sabahın körüydü yine. Sıcacık yatağımdan kalkıp soğuk günün içine dalmam gerekiyordu. Tabi öncelikle herhangi bir toplantı olasılığına karşı sakallarımı kesmem gerekiyordu. Çünkü sakallarım çok önemliydi, toplantıda anlatacaklarımdan çok daha fazla önemliydi.

Devamını Okuyun...

Visit also our social profiles:

Scroll to top