Invent

Nereye gideyim? Ne yiyeyim?


Kel adam Max Brenner’ın çikolataları

 Çikolatayı sever misiniz? Ben çok seviyorum. Özellikle de bitter çikolataya aşığım. İş sadece çikolatayla kalmıyor. İçinde çikolata barındıran herşeyi seviyorum. Waflle’lar , çörekler, fondüler, kekler, kurabiyeler hepsini seviyorum. Yoğun ve özellikle de siyah olan herşeyden bahsediyorum… Mmm yazarken hayal etmek lazım tabi ama biraz dağıldım şu an. Tamam hemen kendimi ciddiyete davet ediyorum. Çünkü yazmayı bırakıp waffle yemeye gitmemek için kendimi zor tutuyorum. Neyse daha giriş paragrafında dağıldığım konumuza dönelim biz. Geçen haftalarda New York’taydım. Uzun zamandır orada yaşayan ve bizi evinde çok nazik bir şekilde ağırlayan arkadaşımız Hatice sayesinde çikolatayı benden daha çok seven kel adamın mekanını keşfettim: Max Brenner…


Devamını Okuyun...


The Twilight Zone Tower Of Terror

Paris gezimiz sırasında şehir turlarına bir günlük ara verip kendimizi Disneyland’e attık. Öncelikle Paris Disneyland’in (Euro-disney) Disneyland Park ve Walt Disney Studios Park adında iki farklı parktan ve bu parklarından içindeki birçok bölgeden oluştuğunu söylemeliyim. Vaktiniz varsa mutlaka her iki parkı gezmenizi ve içlerindeki tüm mekanları ziyaret etmenizi öneririm.  Bunu yapabilmek için farklı bilet tipleri var. Her iki parka girmek için klasik olarak biraz daha pahallı bir bilet almak zorundasınız. (Sanırım 59 euro)

Eğer sadece Disneyland’a ayıracak 3 gününüz yoksa iyi bir zaman planı yapmak zorunda kalabilirsiniz. Zaten girişte hangi bölgelerde ne olduğunu görebileceğiniz haritanızı elinize tutuşturuyorlar. Bu harita zamanlama açısından size yardımcı oluyor. Özellikle çok ilgi olan aktiviteler için çok beklemek zorunda kalabiliyorsunuz. Bu yüzden “FastPass” almanızı öneririm. Ayrıca boyunuz belli uzunlukların altındaysa bazı eğlence mekanlarına giremeyip hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. (Hatırladığım kadarıyla İndiana Jones 140 cm üstünde olmanızı gerektiriyordu.) Allah’tan boyum 140 cm’nin bayağı üstünde. Dolayısıyla ilk gördüğüm andan beri beni çağıran kuleye gitmek için bizim ekibi ikna etmem dışında bir engelim yoktu.

Devamını Okuyun...


Assassin insanı Fettucini Alfredo yer mi?

 

Assassin’s Creed oynadınızmı hiç? Eğer oynamadıysanız çok keyifli zamanları kaçırmışsınız derim. Oyunun en ilginç yanı hikayenin geçtiği mekanların ve şehirlerin gerçeklerine uygun bir mimari modelleme ile oyunda kurgulanması. Yani oyun Roma’da geçiyorsa, Pantheon’a tırmanabilir, peşinizdeki süvarilerden kaçarken Colloseum’un yanından geçebilirsiniz. İşte bu sebeptendir ki bende Roma’da bulunduğum dört gün boyunca gezdiğimiz tarihi yapılar için “ben buraya tırmanmıştım”,  “aaa tam burda pusu kurmuştum” gibi garip söylemlerde bulunup durdum. Bu söylemlerime rağmen bana eşlik eden insanlara (@yelizoktar, @_zeynepdemirel, @1volkandemirel) gösterdikleri sabır ve delirmediğime dair inançlarını korudukları için huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Aslında derdim ne Roma, ne mimarisi ne de Assassin’s Creed… Ben size Roma”da yiyebileceğiniz en meşhur yemeklerden birinden ve bir italyan restoranından bahsetmek istiyorum. Mekanın ismi Alfredo Alla Scrofa . Çok şaşırtıcı değil. Çünkü Roma’da adında Alfredo geçen birçok restoran var.Hangisi en iyisi bilmiyorum.Çünkü hepsini deneme fırsatım olmadı. Fakat Roma’yı beraber tavaf ettiğimiz Volkan’ın bir arkadaşının önerisiyle benim yaptığım araştırmalar bir restoranda kesişince akşam yemeği için kararımızı vermiş olduk.

Devamını Okuyun...


Katalanların başkenti Barcelona -2-

Bir kıskançlık krizi yüzünden Barcelona ile ilgili yazıma ara vermiştim. Şimdi geri kalan kısmı tamamlamak için kendimi hazır hissediyorum. Hoş hala Ekim ayında kumsalda elinde surf’ tahtasıyla akdeniz’e doğru koşan insan evladı gözümün önünde ya neyse. 🙂 Nerede kalmıştık;

Raval 

Picasso beş parasız dolaşırdı Raval sokaklarında. Bohemler diye adlandırılan daha birçok mimar, ressam ve çeşitli dallarda sanat yapan insanlar için Raval’ın gece hayatı paha biçilmezmiş. Raval sokakları 19. yüzyıl sonlarına kadar kabareler, barlar ve genelevlerle doluymuş. (Bu sanatçı tayfası hep eğlenmiş anladığım kadarıyla: http://www.alpiksel.com/2011/10/23/pariste-gece-yarisi/) Aslında hemen her avrupa ülkesinde olduğu halde sadece Amsterdam’da varmış gibi bir algı oluşan Red Light bölgesinin olduğu yer Raval. Eskiden diğer bölgelere nazaran daha tekinsiz olan Raval şimdi çok daha farklı elbette. Bu bölgede yine Gaudi’nin hayata geçirdiği ilk büyük projesi Palau Güell’ini görebilirsiniz. Fakat bölgedeki dönüştürülme çalışmaları yüzünden daha yeni ve hatta bayağı büyük yapılar görmek mümkün. Örneğin modern sanat kolleksiyonlarına evsahipliği yapan MACBA (Museu d’Art Contemporani de Barcelona) bunlardan biri. Buradaki meydan aynı zamanda şehrin patencilerinin toplantıdığı ve maharetlerini sergiledikleri yer.Hemen yanında birçok edebiyat, müzik ve dans festivali düzenlenen CCCB ‘yi (Centre de Culture Contemporania de Barcelona) bulabilirsiniz. Aşağı Raval’da  gezinirken Hırsızın Günlüğü romanını yazan Jean Genet’in adının verildiği meydana rastlayabilirsiniz. O roman bizzat kendisinin erkek fahişelik ve hırsızlık yaptığı günleri anlatmaktadır. Tamda o meydanın olduğu yerlerde. Zaten Raval sayısız ayaklanmanın başladığı karanlıktan sonra sokaklarına girilemeyen bir yermiş. Şimdi çok daha rahat dolaşabilirsiniz. Ama yine de fazla karanlık yerlerden uzak durmanızda fayda olabilir. Ne de olsa orası Quinto (5. Bölge) 😉

Devamını Okuyun...


Katalanların başkenti Barcelona

 

Hani yabancıları sevmezdi bu adamlar? Uçakta beraber seyahat ettiğimiz Dani hiçte tarife uymuyordu. Katalan yemekleri yiyebileceğimiz restoranı tarif etti. Sonra belki kayboluruz bulamayız diye telefon numarasını verdi. Tekrar görüşürüz inşallah dedi. Bildiğin “inşallah” kelimesini kullandı.

Akdenize kıyısı olan bir şehrin bana yakın gelmesi kaçınılmazdı. Havaalanı bile deniz kıyısında adamların. İndiğim an hemen ısındım. İşin güzel yanı havaalanı şehre hiç uzak değil. Dolayısıyla sıkıntılı bir otobüs yolculuğu yapmanıza pek gerek kalmıyor. Kaldığım otel H10 Casanova (http://www.hotelh10casanova.com), Gran Via De Les Corts Catalanes’da, Placa De Catalunya’ya  yürüme mesafesindeydi. Zaten şehrin büyük kısmını yürüyerek gezmek mümkün. Yani oteliniz çok garip bir yerde değilse biraz kondisyon ve azim dışında ihtiyacınız olan pek birşey kalmıyor.

Barcelona gerçekten çok düzenli bir şehir. Ve şehirde istediğiniz her yeri ve herşeyi bulabiliyorsunuz. Nasıl bir tatil arıyorsanız karşılığını bulabileceğinizden eminim. Evet bu şehrin Collessoum’u yok. Tarih desen varolma kavga dövüşü ve baskıdan ibaret. İnanılmaz bir görkem falan arıyorsanız oda yok. Ama bu şehir bence yine de çok gösterişli. Hani bazı kadınlar vardır. İnanılmaz çekici olurlar. Güzel değil, çekici, şeytan tüylü hani. Amaaan iyisimi kelimelere dökemediğim bu gösterişi, sıcaklığı benim gibi sokaklarında kaybolarak kendiniz keşfedin. İnanın pişman olmayacaksınız.

Kaybolmaktan hoşlanmıyorsanız ve bize yol göster diyorsanız devam edin. Çünkü bundan sonrası spoiler gibi olacak 🙂

Öncelikle şehir birkaç farklı bölgeden oluşuyor.

Devamını Okuyun...

Visit also our social profiles:

Scroll to top