Invent

ROM


 

Çizgi roman sever misiniz? Ben bayılırım. Türkiye’de Teksas, Conan, Zagor, Kaptan Swing ve daha birçokları ile büyüyen bir nesil olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben öyleydim. Ufakken iki şeye yatırım yapıyordum zaten:  coca cola ve çizgi roman. O kadar çok çizgi romanım vardı ki orta son sınıf bittikten sonra Kadıköy yakasındaki yeni evimize taşınma sürecinde annemin zoruyla ve gözyaşlarım eşliğinde koli koli atmak yada birilerine vermek zorunda kalmıştık. Bütün dünya başıma yıkılmıştı tüm varlığımı kaybediyorum diye düşünmüştüm. Şimdi düşününce bu kadar koliyi yanımızda götüremeyiz bahanesi benim çizgi romanlara olan düşkünlüğüme dair alınan bir önlemmiş meğer.

Genelde herkesin okuduğu belli çizgi romanlar vardı. Ama ben hepsini okumalıydım. Ve birgün Marvel Comics karşıma uzay şövalyelerini çıkardı. ROM o günden sonra en favori bilim kurgu çizgi romanım olacaktı. Çizgi roman dünyasının efsane adamı Stan Lee (Stanley Martin Lieber) tarafından tasarlanan bu çizgi roman Bill Mantlo tarafından yazılmış ve büyük kısmı Sal Buscema tarafından çizilmiştir. Bir rivayete göre ki böyle bir oyuncak olduğuna göre pekte mantıksız sayılmaz şu an adı Hasbro olan oyuncak şirketinin yarattığı Space-Knight ROM oyuncağından esinlenerek karakter şekillendirilmiş. Aslında dönemi gözönünde bulundurduğunuzda ROM’un dünyada olan bitenlerle paralellik gösteren bir çizgi roman olduğunu düşünebilirsiniz. Ne de olsa o zamanlar uzay projeleri gündemin en önemli maddeleriydi.

ROM çizgi romanından bir bölüm

Parlak zırhlı şövalyemiz ROM’un dünyamıza gelme hikayesi ise şöyle: Galador gezegeninde refah içerisinde yaşayan bizen çok daha gelişmiş bir insan ırkı, bu refahı diğer gezegenlerle paylaşmak isterler. Bunun için diğer gezegenlere doğru bir yolculuk başlar. Ama uzayın derinliklerinde sadece dost canlılar yaşamıyordur. (klasik) Kara nebula adındaki gezegende yaşayan darkonlar barış içinde gelen galador filosuna savaş açar ve ve filoyu yok eder. Darkonlar (Dire Wraiths) kara büyü kullanan , şekil değiştirebilen, ileri teknolojiye sahip kötülükle yoğrulmuş bir ırktır. Galador’un tüm filosunu kaybettiğini bildikleri için ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Tüm filosunu kaybeden Galador halkı için tek bir çözüm kalmıştır. Teknolojilerini kullanarak düşünebilen savaş makinaları yaratmak. Bunun için insanlığından vazgeçebilecek gönüllüler gerekmektedir. İlk gönüllü olan insan ve ilk uzay şövalyesi ROM’dur. Böylece birçok genç galadorlu yarı insan yarı robot bir halde yaşamaya razı olmuştur. Rahatça Galador’u ele geçireceğini düşünen Darkon’lar uzay sövalyeleri karşısında yenilip kaçmak zorunda kalmışlardır.

Hikaye aslında bundan sonra başlıyor. Darkonlar evrenin farklı yerlerinde daha güzel dünyalar olduğunu keşfettikleri için birçok gezegene onların formlarına bürünerek yerleşmeye başlıyorlar. Amaç o gezegenleri ele geçirmek ve halklarını esir etmek. Ama sayıları az olduğu için çeşitli mevkilerdeki insanların formlarına bürünüyorlar. Artık neredeyse tamamen robotlaşan ve insan oldukları zamana dair hatıraları azalan uzay şövalyeleri ettikleri yemin yüzünden evrende köşe bucak yüzlerce yıl Darkon avlıyor ve farklı dünyaları koruyorlar. Sonunda sıra dünyamıza geliyor. Ve ROM dünyayı istilacılardan temizlemek için peşlerinden geliyor. Bundan sonra harika bir kurgu devreye giriyor. İnsan gibi göründükleri için ROM dışında diğer insanlar ROM’un insanları öldürdüğünü düşünüyor. Oysa ROM’un silahı barışçıl Galador teknolojisi olan Neutralizer Darkonları sadece Limbo adındaki bir sürgün yerine gönderiyor. Bu aşamada ROM insanların düşmanca davranışlarıyla karşılaşıyor. Fakat Brandy Clark ona inanıyor. Hatta ROM’un içindeki insan kırıntılarını fark etmesini sağlıyor. Ve aşk yeniden sahne alıyor. Hatta daha sonra gelişen olaylarda Brandy’de insanlığından vazgeçip Yıldız Ateşi (Starshine) oluyor. Zaman zaman diğer Marvel karakterlerini ve Hammerhand, Rainbow, Terminatör (insan öldürüren ilk ve tek uzay şövalyesi oluyor kendisi) gibi uzay şövalyelerini hikayenin içinde görebiliyorsunuz.

ROM'un silahları

Elbette hikayenin tamamını anlatmayacağım. Ama çocukluğumda bana eşlik eden en keyifli hatıralardan birini paylaşmak istedim. Zaten Marvel’in başarısının sırrı bu bence. Hikayeleri her ne kadar süper kahramanlar etrafında gelişse de hep bir bağ kurabiliyorsunuz. Aşık oluyorlar acı çekiyorlar, günlük hayatla boğuşuyorlar. Hem insanoğlu itiraf etmesede süper kahraman olmak ister. Ya da süper birşeyleri olsun ister. Hırs falan yapar. Böyle zamanlarda çizgi romanlar insanların isteklerinden uzaklaşmanın en güzel yollarından biridir.  Hep söylediğim gibi: her zaman Superman olamazsınız. Arada Klark Kent olmakta lazım.


Bir cevap yazın

Visit also our social profiles:

Scroll to top