Invent

Sıradan çaresizlik


Sıradan bir gündü. Yakın bir dostum ki kendisi tanıdığım sıradanlığa en uzak insan: hep sürünün parçası olmaya bir tık kaldı diye uyarıyor. Sıradan kelimesini sevmem ki ben. Sıradan değilim demiyorum. Sevmem diyorum. Öyle işte. Toplantılarım vardı. Benzer söylemler, toplantı masasında karşılıklı hamleler, kendini olduğundan daha özel sanan insanlar falan filan. İçten içe kızıyorum. En çokta kendime. Veri tabanına sorgu atmışım. Bitmek bilmiyor. Hayat devam ediyor. O alttan alttan sorgulamaya devam ediyor. Veri yeterince büyük değil herhalde. Daha yaşamak lazım.

Dedim ya sıradan bir gündü. Ofise gelene kadar. Seviyorum çalıştığım yeri. Masamı, camı, yaptığım işi. En azından önden görünen bu. Aslında sıradanlığa karşı koyma yöntemim olarak seçtiğim şeyi seviyorum. İkinci ailemi oluşturan insanları. Bir kısmı anlamıyor. (Dünkü sofraya selam olsun) Bir arada ve ulaşabileceğim mesafede olmalarını istiyorum. Bazen bencilce. Genç kalmamın ilacı, benim çocuklar onlar. İzliyorum sürekli. Neler oluyor hayatlarında diye. Bence paylaşmadıkça daha çok sıradanlaşıyor hayat. Ve ben diğerleri gibi kendimle meşgulken; sıradan olmayan bir surat gözüme ilişiyor. Yüzünde griler, siyahlar gözyaşlarına eşlik ederken: Ne oldu diyorum? ”Annem” diyor. ”Kayıp, ulaşamıyoruz!”

Sessizlik alıyor sıradanlığı götürüyor. Kalakalıyorum. Konuşmak benim işim. Konuşamıyorum. Çaresizlik uzun zamandır oturma odama gelmemişti, unutmuşum. Benim çocuklardan biri öz annesine ağlıyor. Elleri, bedeni titriyor. Ben toplantı odalarının süpermeni sesimi çıkaramıyorum. Hayat sana arada hatırlatıyor. Sıradan olan günler değil. İnsansan kaderin sıradan çaresizlik.

 


Bir cevap yazın

Visit also our social profiles:

Scroll to top