Invent

Yani


Farkında olmadan geçiyor zaman. Yetişmek mümkün değil zaten. Ama insan etrafında hasıl olan güzel şeyleri bile kaçırıyor ya hani. Güzel insanları es geçiyor bazen. Oradan geçiyorlar oysa. Tamda yolumuzun üstünden. Görmek yetmiyor. Durup kulak vermek gerekiyor. Kimdir? Neyin savaşını vermektedir diye. Sadece görüntüye kilitli beyinlerimiz yanıltıyor bizi. Tıpkı dizi filmin birinde oynayan bir adamdan ibaret sandığım Fırat Tanış gibi.

Bir komedi dizisindeki karakterden ibaretti benim için aslında Fırat Tanış. Hatta ismini bile bilmiyordum. Öğrenme gereği hissetmiyordum. Bilgisayarımla haşır neşirken ses çıkarsın diye açtığım televizyonun bir köşesinde bir adamdı sadece. Sonra birgün acayip bir yorgunluğu yüklenmiş bir ses işittim. Arkadaşımın bilgisayarından yükselen bu sese kulak kabartmak zorunda hissettim:

Geçtiğimiz yolları arıyor gözüm yine

Sanırım şehir uzakta kalıyor

Ellerimi uzatsam tutmak isterim günü

Ama güneş her gece tepemde doğuyor

Yani diye devam ediyordu. O kadar puslu, o kadar keyifliydiki sesini açmasını istedim arkadaşımdan. Sonra kimdi bu diye sordum. İsmini söyledi. Gel bak dedi. Gözlerime inanamadım. O televizyon dizisindeki adamdı. Sonra araştırdım. Neler yapmış diye. Şaşırdım tabi. Şimdi durup durup dinliyorum. Çokta saygı duyuyorum. Vay be falan diyorum.

Switch diye bir klüp vardı eskiden. Bilenler bilir. Hani şu Muammer Karaca Çıkmazındaydı. Devamlı gittiğim bir yerdi eskiden. Devamlı gitmek kapıyı tanımak demekti. Ve belki işletmeyide. Birgün bir arkadaşım gidiyor oraya. Kılığı kıyafeti pek süslü olmaz onun. Biraz tıfıl bir tiptir. Evet yakışıklı falan değildir. Ama müziği iyi bilir. Nota bilgisi çok iyidir. Müzik yapar, şarkı yaratır. Çok özel bir yeteneğe sahiptir ve dünyanın en iyi insanlarından biridir. Sevdiği DJ’i dinlemeye gittiği o gece almamışlar onu içeriye. Tipini beğenmemişler kapıdaki müzikten zerre anlamayan arkadaşlar. Geri çevirmişler. Derdini anlatamamış. Bize ulaşamamış. Ve evine dönmek zorunda kalmış.

Çok kızmıştım o gece. Üzülmüştümde. Arkadaşımın hayranı olduğu DJ bir daha asla Türkiye’de çalmadı. Zaten o mekanda kapandı 🙁 Hepimiz bodyguard’lar gibiyiz aslında. Kapımıza kadar gelen güzel insanları fark etmeden, garip yargılarla uzaklaştırıyoruz. Önyargılıyız. Görünüşlere takılıyoruz. Giydikleriyle insanları yargılayanlar bile var. Giydikleriyle kendini yargılayan kadar kötü değiller aslında. Sakalımı kesmediğim zaman daha az ikna edici olduğuma kim karar veriyor.? Tişörtle gittiğim bir toplantıda  gömlekle gittiğimden daha az fayda yaratacağıma inanan kim? Ceket giydiğim zaman neden daha fazla saygı görmeliyim ki? Ne kadar saçma! Toplantıda saatimin markasına bakan adam tipinin ayrıca hastasıyım. Bilmemne üniversiteliler, hede hödö kolejliler, kıçından puantiyeliler, biz bilmem kimler diye uzayıp giden sınıflandırmalar dünyasını hiç sevmiyorum.

Müzikten zerre anlamayanlar derken bile sınıflandırıyorum aslında. Ama ben hiç sınıflandırmıyorum iddiasında değilim zaten. Deniyorum sadece. Sizde daha çok deneyin bence. Kulak kabartmaktan yüksünmeyin. Kim bilir belkide karşınızdaki göründüğünden çok daha fazla hak ediyordur değer görmeyi? Belki hayatınız değişir o gün. Belli mi olur YANİ

 


3 Yorum Yani

  1. By Emirhan Yasdıman, 13 Ocak 2013 at 19:08

    Haluk Bilginer, Testosteron’da oynarken Fırat Tanış için “Tiyatro Hayvanı” dermiş. Öyle iyiymiş yani oyunculuğu.

  2. By Oylun, 31 Ocak 2014 at 22:51

    Leblon, Arda derken birden bu yazida buldum kendimi. Bir donem calisma firsatim oldu Firat Tanis’la ondan midir bilmem ilgilendim. Gercekten oyle boyle degil yetenegi. Cok muthis adamdir, dostum, nikah sahidim, sirdasim ve de son olarak eski dostum. 🙂 her guzel sey bitiyor degil mi leblon gibi.

    • By alpik, 01 Şubat 2014 at 12:19

      Bak işte bitiyor dediğimiz güzel şeyler bile başka bitmeyen güzel şeyleri hatırlatmaya vesile oluyor. Bu sebeple genelde sonlara inanasım gelmiyor. Başka güzel şeylere diyelim o zaman 🙂

Bir cevap yazın

Visit also our social profiles:

Scroll to top